29 Aralık 2015 Salı

Near Drowning



Dallarına hamak asılmış ağaçlar gibiydin, mutluluk hep ağır geldi. Gülüp, eğlenenler daha bir bükerdi boynunu. Yapraklarını koparan rüzgarların uğultusunu dinlemek, o samimiyetsiz kahkahaların gürültüsünde kaybolmaya oranla daha az rahatsız ediciydi senin için. Kuru dallarını kimse kesmedi, yaşlara ise gergin ipler çekildi. Köklerin, zaten çoktan kurak topraklarla sarıldı. Hiçbir şey yapmadın... Kızdın sadece, hem toprağa hem kendine.

Konuştun kendi kendine;
Mutluluk için çabalamak mı gerekir? Yoksa suda boğulanlar gibi panik yaptığım için mi batıyorum dibe. Bıraksam kendimi, teslim olsam, kaldırır mı su beni? Lanet olsun ben yüzme bilmem ki zaten. Peki ya o yüzsüz mutsuzluk ne olacak. Eşek şakalarına bayılan itici arkadaşlar gibi tutup suyun dibine çekmeyecek mi beni? Ne kadar kovarsam kovayım bir yolunu bulup hayatıma giren o yüzsüz rahat duracak mı? Ne özel kilitler yaptırdım onun için. Kasalara kitledim, sulara attım o yine kurtuldu. Marifetlerini duysa, Houdini bile onun yanında ceketini iliklerdi. Gerçi Houdini "kasalar, dışarıdan içeri girilmesin diye tasarlanır, içeriden dışarı çıkılmasın diye değil" derken, kaçmak yerine o "yüzsüz" ile "yüzleşmem" gerekliliği konusunda beni uyarmıştı ama ben anlayamamıştım. Houdini'nin tozlu konuşmalarına kızsam da ilüzyonist olduğundan, gizemli olmaya çalışmasını da anlayışla karşıladım. Mesleki deformasyondu onunkisi. Hayatını, insanların gerçeklik algısını değiştirip yerine sahte bir gerçeklik algısı koyarak geçiren Houdini'nin, gösterisinde tek gerçek kısım olan karın kaslarını kilitleme numarasını yaparken aldığı yumruk darbelerinden dolayı ölmesi trajikomik bir durumdur.

Evet, bazen gerçek öyle bir vurur ki, ölürsün...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder