13 Kasım 2015 Cuma

Yazıyla bir


Şu bir çalsın önce.

geçen sinemaya gittim. saçma sapan bir bilim-kurgu filmine girmeden önce biletle beraber birde popcorn menüsü sattılar ayaküstü.

büfe'ye gittim ve orada çalışan görevliye "popcorn menüsü" dedim. elimdeki faturayı alıp barkod okuyucudan geçirdi ve sordu;

- içecekler ne olacak efendim?
- içecekler derken?
- 2 adet içecek var menüde!
- hmm. peki o halde 2 tane ice-tea alayım.
- ....
- ....

derken 2 tane küçük boy popcorn geldi.

- iki tane?
- evet efendim menü iki kişilik!
- yalnız, ben tek kişiyim. bunları tek bir büyük boy kağıda koyamaz mıyız?
- maalesef efendim. kağıtlar sayılı ve menü olarak satıldığından dolayı 2 adet küçük boy olarak vermek zorundayız.
- (biraz samimi ve biraz alaycı bir şekilde) illa yalnızlığımı yüzüme vuracaksınız değil mi ?

...

karşılıklı samimi bir gülümseme...
aradaki o dialog, o gülüşme bile aslında konuşmaya ne kadar hasret olduğumun göstergesiydi. kısacık zamanda, küçük samimi dostluklar kurmuştum hayal dünyamda. oradaki çalışanı garip bir şekilde kendime çok yakın hissettim. demir eksikliğinden dolayı farkında olmadan toprak,kireç yiyen çocuklar gibiydim. ruhumun eksiklerini, başkalarından kopararak almaya çalışıyordu bilinçaltım.

filmi izleyeceğim salona doğru giderken, paketleri ve içecekleri ellerimle zar zor tutuyordum. içecekler düşmesin diye fazla kavramamdan kaynaklı her adımımda popcorn taneleri yerlere düşüyor, attığım her adımda arkamda popcorn tanelerinden bir yol çiziyordum. bu amaçsızlıkta ve bu silinmişlikte, hayatta bıraktığım izlerdi popcorn taneleri. ben buradayım demenin başka bir yoluydu. belkide bu yüzdendi taşırken hiç özen göstermeyişimin sebebi. yolu kaybetmemek için ekmek tanelerini geride bırakan hansel ve gretel gibi pakedin birazını yere döktükten sonra boş salondaki yerime oturdum. tek bir bakışta rahatça sayılabilecek kadar insan vardı.

tam 7 kişiydik koca salonda.

tek sayıları sevmiyorum. en çokta 1 rakamına öfke doluyum. fakat öyle tahmin edildiği gibi sadece yalnızlığı betimlediğinden dolayı değil, aynı zamanda insan hırsını temsil ettiği içinde sevmiyorum 1 rakamını. (yazıyla yazıldığı için daha sempatik gelen) "bir" için değil mi bütün savaşlar, çatışmalar. one nation, one god, one religion & one vision. bir'in sebep olduğu ve üzerimize bulaşan pislikler çoktan tüm beyazlarımızı gri yaptı. ve bizler gri'ye beyaz der olduk.

yalnızlıktı değil mi konu..

gerçeklikten çekip alan, bir an gerçek dünyadan beni kopartan her şeyi seviyorum. bu yüzden bu aralar sinemaya fazla gider oldum. filmin konusu ne ise 1-2 saatliğine o dünyada yaşıyorum. uyurken, rüyamda dahi huzursuz edilen beynimi bir nevi uyutma çabaları aslında bunlar. işe yarıyor! *

film bitip dışarı çıktığımda temizlikçiler geride bıraktığım tüm popcorn tanelerini süpürmüştü. fakat bilmedikleri bir şey vardı. benim gibi yolunu çoktan kaybetmiş birisi için pekte korkulacak bir durum değildi bu...

yalnızlık bile yalnız değildi aslında. adının arkasında duramayan ikiyüzlü bir duyguydu bu. keza, yalnızlık ve bencillik sarılırdı birbirine iki sıkı dost gibi. yalnızın, "ben"cillikten başka çaresi var mıydı ki? "sen" olsaydın yalnızlık olur muydu?. "sen" varken kötüdür aslında bencillik. yalnızlığın en iyi tarafı bencilliktir. yalnız, hiç kimsenin ve hiçbir şeyin kelepçesini takmaz bileklerine. özgür yaşar. yalnızlık zararsızdır ve yalnızın zararı sadece kendisinedir.

"film de ne kötüydü. klasik amerikan filmi" diye geçirdim içimden anlık. otopark'a doğru giderken avm içindeki boş dükkanların içine bakıyordum. tanrım! bizi nelerle kandırıyorlar diye kısacık bir düşünce balonunu hemen patlattıktan sonra yürüyen merdivenlere doğru ilerledim.bu saatte merdivenler de yalnız kalmış ve artık yürümüyorlardı. fakat umursamadım.

inerken içimde bir heyecan vardı. az sonra otopark ödeme noktasında ki görevli ile kısa ama samimi bir sohbete başlayacaktım...

1





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder